Embed

12 eylülle hesaplaşmak.

Bugün 12 Eylül'le hesaplaşmanın anlamı neo-liberalizmin yarattığı tahribata karşı başka bir dünya iddiasının ortaya konulması ile mümkündür. Kenan Evren, darbe sonrasında ya biz yönetecektik ya da 'Tek Yol Devrim' diyenler derken bir kuşağı değil bir fikri hedef alıyordu. Bugün, 12 Eylül'le hesaplaşmak yalnızca bir kuşağa çektirilen acıların hesabını sormak değil, ortaya koyduğu ideoloji ve yaşam biçimi ile mücadele etmek anlamına gelmektedir. Bugün 12 Eylül'e karşı çıkmanın anlamı neo-liberalizme, gericiliğe, emperyalizme karşı yine 'Tek Yol Devrim' diyebilmekten geçmektedir.
12 Eylül ülkenin güzele, iyiye ait değerlerinin dallarından koparıldığı bir sonbahardı. 1950'lerde Demokrat Parti iktidarı ile başlayan dönem Türkiye için bir dönüm noktası olmuştur. Amerika, ikinci dünya savaşından askeri ve ekonomik olarak dünyanın en büyük gücü olarak çıktıktan sonra dünyayı kendi çıkarları doğrultusunda yeniden yapılandırmaya başlamıştır.

Emperyalizm artık doğrudan kolonileştirerek değil ülke yönetimlerini ve ekonomilerini kendilerine bağımlı kılarak hareket etmeye başlarken, Türkiye'de bu dönemde emperyalizme tam bağımlı bir ülke haline gelmiştir. Bu dönem aynı zamanda anti-emperyalist karaktere sahip bir muhalefet hareketinin ortaya çıktığı dönem olmuştur.

Türkiye'nin ABD'ye bağımlılığı özellikle Amerikan'ın Türkiye'ye sattığı silahları izinsiz kullanamayacağı bildiren Johnson mektubunda ortaya çıkmış bu durum halk arasında da geniş bir Amerikan karşıtlığı ortaya çıkarmıştı. 1960 anayasası ile başlayan dönemde sol hareketler gelişmeye başlarken anti-emperyalizm ve bağımsızlık vurgusu bu dönemin temel karakteri olmuştur.

Sol, 1970'lere gelinirken devleti de emperyalizm tarafından yukarıdan aşağıda şekillenen bir mekanizma olarak tanımlayıp bu anlamda devletten kopuş gerçekleştirmiştir. Kızıldere'de ideolojik ve pratik kopuşunu ifadesi olmuştur. Bu dönemden sonra gelişecek hareketler açısından Kızıldere bir milat olmuş, Kızıldere'de ortaya konulan devrim perspektifi ile 1970'lerin sonlarında toplumsal bir kalkışma yaşanmıştır.

1970'li yıllar ülkede yoksulluğun hat safhaya ulaştığı toplumda karşı çıkışların yaşanmaya başladığı dönemdir. Aynı zamanda ülkede '60'larda başlayan öğrenci hareketi kendi alanı dışına çıkarak ülkenin geleceği hakkında söz söylemeye, iktidar hedefe ile hareket etmeye başlamıştır. Halk burjuva,ağa, karaborsacı gerici ittifakı tarafından sömürülürken toplumda oluşan tepkileri ortadan kaldırmak için aynı zamanda sivil faşit örgütlenmeler yaratılmıştır.

Halkın yoksulluğa karşı geliştirdiği tepkinin ortaya çıkmasını engellemek için egemenler ülkeyi kan gölüne çevirmeye karar vermiştir. Üniversitede büyüyen öğrenci hareketi toplumdaki kalkışma ile buluştuğunda ülke düzeyinde egemenlere karşı önemli devrimci bir muhalefet ortaya çıkmıştır. Halk ve egemenler arasındaki saflar netleşmiş, egemenlerin saldırıları ve ona karşı gelişen direniş hareketleri dönemin mücadele biçimi olmuştur. Toplumdaki kalkışma bir direniş olmanın ötesinde 'sosyalizm' hedefi ile kurulacak yeni bir toplumsal düzen projesine dönüşmüştür. Bu dönüşüm egemenlerin örgütlü saldırıları arttırmış, devlet eliyle oluşturulan faşist örgütlenmeler Kahramanmaraş'ta, Çorum'da ve ülkenin her yanında katliamlar yapmıştır. Yaşananlar iç savaş çerçevesinde ele alınırken dönemin karşıtlığı ile 'Ülkenin her yanını Maraş,Çorum yapmak isteyenlerle, Fatsa yapmak isteyenler arasında yaşanmıştır'.

Türkiye'de yaşanan iç savaş emperyalist odaklardan kopartılarak düşünülemezdi. Türkiye o dönemde hem Sovyetler Birliği'nin yanı başında ona karşı kullanılacak bir tehdit olabilecek jeopolitikken diğer yandan da kapitalizmin hammadde, ucuz emek, piyasa ihtiyaçlarını karşılayan bir alandı. Bu dönem aynı zamanda kapitalizmin yaşadığı krizi aşma ve kendisini yeniden yapılandırma dönemiydi.

Türkiye'nin de diğer ülkeler gibi kapitalizmin ihtiyaçları doğrultusunda yeniden yapılandırılarak emperyalizme bağımlılığın tesis edilmesi önemliydi. Sosyal devlet uygulamalarına dayanan Keynesçi ekonomik modelin krize girmesi sonucu ne-liberal ekonomi politikaları uygulanmaya başlamıştı. Devletin ekonomiden elini çekmesi, özelleştirme, kuralsızlaştırma; uluslararası alanla sermeye dolaşımını serbestleşmesine dayanan bu politikaların gerçekleştirilmesi için dünya yeniden yapılandırılma başlanmıştı. 12 Eylül darbesinin anlamı da Türkiye'nin bugün küreselleşme olarak adlandırılan bu yeniden yapılandırma dönemine dahil edilmesidir.

1980'le birlikte toplumsal muhalefet her anlamda baskı altını alınıp, ilerici dernekler, sendikalar kapatılıp, insanlar cezaevlerine, evlerine hapsedildikleri 'ortalığın süt liman olduğu' daha doğrusu 'ortalığın kan revan' olduğu dönemde Türkiye, kapitalizmin ihtiyaçları doğrultusunda yeniden yapılanmaya başlamıştır. Bugün, 12 Eylül'ün sonuçları belirgin olarak karşımıza çıkmaktadır. Bütün alanlar bu dönemle birlikte sermayeye devredilmiş, paran kadar anlayışı hüküm sürmeye başlamıştır. IMF güdümlü politikalar sonucu yoksulluk, işsizlik, açlık gün geçtikçe artmıştır. AKP, bugün 12 Eylül çizgisinin devamı olarak küreselleşmeye eklemlenme sürecini tamamlamaktadır.

Bugün 12 Eylül'le hesaplaşmanın anlamı neo-liberalizmin yarattığı tahribata karşı başka bir dünya iddiasının ortaya konulması ile mümkündür. Kenan Evren, darbe sonrasında ya biz yönetecektik ya da 'Tek Yol Devrim' diyenler derken bir kuşağı değil bir fikri hedef alıyordu. Bugün, 12 Eylül'le hesaplaşmak yalnızca bir kuşağa çektirilen acıların hesabını sormak değil, ortaya koyduğu ideoloji ve yaşam biçimi ile mücadele etmek anlamına gelmektedir.

Bugün 12 Eylül'e karşı çıkmanın anlamı neo-liberalizme, gericiliğe, emperyalizme karşı yine 'Tek Yol Devrim' diyebilmekten geçmektedir FPRIVATE "TYPE=PICT;ALT=yksel

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !